SAHİH-İ MÜSLİM

Bablar Konular Numaralar

AHMED DAVUDOĞLU

385 - 386 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:

 

Buradaki Ehl-i Kitaptan kimlerin kasdedildiği' ihtilaflıdır. Bazılarına göre Ehl-i Kitaptan murâd: dinlerini bozmadan kalanlardır. Bunlar dinlerinin aslını muhafaza ederek Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yetişirler ve ona da imân ederlerse kendilerine iki ecir verilir. Dinlerini tahrif edenlere, müslüman oldukları takdirde bir ecir vardır.

 

Diğer bazı ulemâ: «Hadisin umumu üzere icra edilmiş olması muhtemeldir. Çünkü Ehl-i Kitap, dinlerini tahrif etmiş bile olsalar İslâmiyeti ka­bul etmeleri iki ecir kazanmalarına sebep olabilir; bu suretle hem tahrif ettikleri dinde iken yaptıkları hayırlar, hem de müslüman olduktan sonra işledikleri hasenat mukabilinde kendilerine ecir verilmiş olur. Nitekim küffârın yaptıkları hayırların müslüman oldukları takdirde zâyi'i olmayacağı bildirilmiştir.» demişler.

 

Bir takımları: «Eğer hıristiyanlık yahudi dinini neshetmiştir, dersek buradaki Ehl-i Kitapdan murâd, yalnız hıristiyanlardır.» demişlerse de Aynî neshi şart koşmaya lüzum olmadığını, çünkü İsâ (Aleyhtisselâm)ın bütün beni İsrâiîe Nebi gönderildiğini söylemiş; ve ona tabî' ol­mayanlara buradaki ecrin şumulü bulunmadığını, zira kendi Nebi­lerine imân etmediklerini beyan etmiştir.

 

Kavl-i tahkika göre Kur'ân-ı Kerîm'de «kitap» lâfzı «el-Kitâp» şeklin­de elif lamla zikredilmiştir. Buradaki elif lâm ahd içindir. Ve ma'hud kitap mânasına gelir ki, bundan murâd Tevrat'la" İncil de olabilir; sadece İncil kasdedilmiş olması da caizdir. Ve hükümde erkeklere tebean kadınlar da dahildir.

 

Kirmani hadisde zikredilen üç sınıfın yalnız Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanına mahsus olduğunu söylemiş; ve: «çünkü Nebiimiz Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) geldikten sonra Hz. îsâ (Aleyhisselâm) artık onların Nebii değildir.» demiştir.

 

Ulemâ'dan bir zât Kirmani'nin sözünü, kendilerine davet erişmeyenler hakkında vârid görmeyerek, üstadının hadisde zikri geçen üç sınıf hakkında «Bunların hükmü kıyamete kadar devam edecektir.» dediğini ve bu sözün daha doğru'olduğunu ileri sürmüşse de Aynî bunu kabul etmemiş; kendisine «Bizim Nebiimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellemj'ın gönderilmesile Hz. İsa'nın daveti sona ermiş; şeriatı kalkmış; ve bütün Ehl-i Kitap ve sair küffâr, kendilerine davet ulaşsın ulaşmasın Nebiimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in daveti altına girmişlerdir. Şu kadar var ki, kendilerine davet erişmeyenlere bil fiil davet vâki olmamıştır. Ama bil kuvve onlar bu davetten hâriç değillerdir. Köle ile câriye sahibinin hükümleri ise kıyamete kadar devam edecektir.» şeklinde cevap vermiştir.

 

Kölenin, Allah'ın hakkını Ödemesi namaz ve oruç gibi boynuna borç olan ibâdetîerini yapmakla, efendisinin hakkını Ödemesi de hizmetinde bulunmakla olur. Burada şöyle bir suâl hatıra gelebilir. Bu köleye iki ecir verilmekle kölenin ecri efendisinin ecrinden fazla olmuyor mu?

 

Cevap: Evet olabilir; bunda hiçbir mahzur da yoktur. Kölenin bu cihetten efendisini geçmesi, efendisinin de başka cihetlerden kölesini geçmiş olması dahi mümkündür. «Şu halde vaktile Ehl-i Kitaptan olan bir sahâbinin ecri, büyük ashâb-ı kiramın ecirlerinden çok olmak lâzım gelir; bu ise bilicmâ' bâtıldır» denilirse, cevabı şudur: «İcmâ-i ümmet onları bu hükümden tahsis suretile çıkarmıştır. Binaenaleyh onlar sahabenin büyüklerinden daha fazla me'cur olabilirler. Bu hüküm, sevabı —vaktile— Kitabî olan sahâbinin ecrinden fazla olduğuna delil bulunmayan her büyük sahâbî hakkında böyledir.

 

Cariyenin te'dib ve terbiyesinden murâd: onun ahlâkını güzelleştirmektir.

 

Terbiyeyi iyi becermek de: onu azarlayıp döğmeden rifku mülâyemet-le yola getirmekle olur.

 

Cariyesini âzad ettikten sonra onunla evlenen hakkında bir rivayette: «Kurbanlık devesine binen.» diğer bir rivayette: «Mekke'ye kurbanlık olarak gönderdiği hayvanına binen gibidir.» denilmesi evlenmeyi, yaptığı iyilikten dönmek telâkki ettiklerindendir. Bu suâle Şa'bî güzel bir cevap vermiş; evlenmenin iyilikten dönmek değil, ihsan üstüne ihsan mânasını taşıdığını bildirmiş; ve sözüne şöyle nihayet vermiştir: «Bu hadisi bir şeysiz al! Vaktile bir adam bundan daha basit bir mesele için tâ Medine'ye kadar giderdi.»

 

«Bir şeysiz al!» para istemem demektir. Yoksa uhrevî sevabından da vaz geçmiş değildir. Zira ondan daha büyük ücret olamaz.

 

Filhakika selef-i sâlihin hazerâtı bir meseleyi Öğrenmek için pek uzak mesafeleri göze alırlardı. Hz. Câbir (Radiyallahu anh) 'ın bir hadis için bir aylık uzak mesafeye gittiği; Said b. el-Müseyyeb'in: «Ben bir hadis Öğrenmek için günlerce yol yürüdüm.» dediği rivayet olunur. Buhârî ve Müslim gibi büyük hadis imamları da hadis uğurunda pek çok seyahatler etmişlerdir.